30 Nisan 2006 Pazar

Annemin Patatesli Rulo Böreği



Malzemeler

2 adet yufka
3 çorba kaşığı tereyağ
4 patates
Yarım bardak süt
2 çorba kaşığı yoğurt
1 fincan sıvı yağ
1 yumurta
1 yumurta sarısı (üstü için)
1 su bardağı rende kaşar
1 demet dereotu
Tuz-karabiber

Yapılışı

Yufkalardan birini tezgaha yayın. Üzerine eritilmiş ılınmış tereyağını her tarafına eşit dağılacak şekilde sürün. 2. yufkayı üzerine yayın.
Patatesleri haşlayıp, süt, yoğurt, sıvı yağ, yumurta, kıyılmış dereotu, tuz ve karabiber ile ezin.
Elde ettiğiniz karışımı yufkaların üzerine yayın ve sıkıca rulo yapın.
Daha sonra bu uzunca ruloyu ortadan 2'ye bölün ve streç folyoya sararak 2 saat buzlukta bekletein. Daha sonra buzdolabınızın alt rafına indirip 1 gece bekletin.

Ertesi gün 3 parmak ininde kesip dilimleyin ve üzerine yumurta sarısı sürüp 200 derecede ısıtılmış fırına sürün. Üstü pembeleşmeye başladığında kaşar rendesini serpip, kaşarlar eriyip hafif kızarana kadar pişirin.
(Ben böreği 3 gün önceden hazırladığım için buzluktan çıkarır çıkarmaz bütün halde hemen fırına sürdüm. Piştikten sonra dilimleyip öyle servis yaptım)

Davet Menüsü - 1


Bu hafta sonu sevgili arkadaşım Solin’i eşiyle birlikte yemeğe davet ettik. Uzun zamandır görüşememiştik. Bu kadar aradan sonra onları güzel bir sofrada ağırlamak istedim.
Solin mutfakta çok başarılıdır. Yemekleri hem çok güzel olur, hem de son derece değişik, enteresan tarifleri vardır. Nereden bulur, yaratır bu tarifleri bilmem.
Solin lezzete de çok değer verir. Beğenmediği bir yemeğe öyle kibarlık olsun diye “güzel olmuş” demez, açık açık fikrini belirtir. Dosdoğru kadındır Solin. Beğendiyse de bir yemeği bilirsiniz ki onun iltifatları her zaman gerçeği yansıtır, daha bir mutlu olursunz.
Hal böyle olunca, bu yemek daveti için biraz daha titiz davrandım. Menüyü oluştururken kuzu eti yerine daha çok tercih edilen dana etli bir yemek seçtim. Çok fazla seçenek koymadım ki yemeğin ortasında insanlar tıkanmadan sonunu getirebilsinler.
Sonuçta hem çok zevkli, hem de çok lezzetli bir sofra çıktı ortaya.
Tatlıyı Solin yapıp getirince yemekleri hazırlamak için yeterli zamanım kaldı.
Solin de, eşi de yemekleri çok ama çok beğendiler. Özellikle dana nuara ve enginara bayıldılar. Herkes yemeklerden memnun olunca emeklerime de değmiş oldu.

Davet Menüsü - 1

Marul Salatası
Zeytinyağlı Enginar
Patatesli Rulo Börek
Krema Soslu Dana Nuar
Bademli Pilav
Revani

27 Nisan 2006 Perşembe

Genel istek üzerine... "Samantha 2005"



Küçük Evin Mutfağı'nın aslında en olmazsa olmaz elemanını bu sayfalara koymakta geciktim ama inanın haklı sebeplerim var. Olmazsa olmaz diyorum zira ne zaman mutfağa girsem Samantha'nın bana aşkı kabarıyor ve o bacaklarımın arasında, dizlerime tırmanırken ben bir yandan ona laf yetiştirmeye, diğer yandan da yemek yapmaya çalışıyorum.



2 hafta önce Semoş'un tüm halılarımızı griye bulayan ve hergün canım halılarımızın üzerine tüy topu çıkarmasına neden olan tüylerini nihayet traş ettirdik.
Senede 1 kere tüy dökme zamanı bunu yapmak zorunda kalıyoruz yoksa evin her tarafında tüyler uçuşuyor. Çok fazla yalandığı için bu tüyleri yutuyor ve daha sonra tüy topu olarak geri çıkarıyor ve özellikle de açık renk halılarımın üzerine:-(



Şimdi bizim ufaklığın tüyleri resimlerden de göreceğiniz gibi pek bir haşmetli ama traş edildiğinde o haşmetten eser kalmıyor. Kafası, patişlerinin eklem yerine kadar olan kısımları ve kuyruğunun ucu hariç tüm tüyler traş oluyor ve Semoş minnacık bir kedi haline geliyor. Bizim akıllı tüyleri kesilince kendini bebek zannediyor. Evin içinde oradan oraya zıplıyor, beni kızdıracak ne varsa yapıp sonra kaçıyor, akşamları da kucağımda uyuya kalıyor. (Normalde pek kucak sevmeyiz, bu nedenle bu anların tadını çıkarıyorum)



3 gündür de bizim yaramaz ile evin içinde köşe kapmaca oynuyoruz. Ben fotoğraf makinasını elime alınca önce durup poz veriyor, tam deklanşöre basacakken "maaav" deyip zıplıyor ve var gücüyle koşup kaçıyor. Doğru dürüst bir resim çektirmiyor. Hem yaramaz, hem de sevimli oldu böyle. Bu haliyle de fotoğraflarını çekip koyacağım Küçük Evin Mutfağı'na ama şimdilik 2005 resimleriyle karşınızda...

24 Nisan 2006 Pazartesi

Cumartesi koşuşturması - 2

Son 2 haftadır oradan oraya koşturmaktan artık yorgun düştüm. Bir yandan yeni ekilen bahçe, diğer yandan Esma'nın rahatsızlığı sonrası yeni bir yardımcı arayışımız, eşimin iş temposundaki artış nedeniyle takip edilmesi gereken bir ton iş... Hepsi üst üste geldi. Ben bir düzen bağımlısıyımdır. Düzen bozulduğunda zaten dengem şaşar, toparlayana kadar da geri gelmez. Biraz boşverci olabilseydim ne rahat olurdu hayat ah...
Annem hafta sonu bizdeydi. Ne kadar yoğun olsam da kadıncağız kırk yılda bir gelebiliyor diye Perşembe'den biraz alış veriş yaptım.
Önce City Farm'a gittim. Daha önce hiç ziyaret etmemiştim bu dükkanı. Vaktim de vardı. Teker teker tüm ürünleri gözden geçirdim. Çok da keyif aldım. City Farm'ın sloganı "Güneşli Bahçenin Yiyecekleri". Her bir stand, her bir ürün belli ki özenle hazırlanmış. Fiyatlar biraz yüksek tabii.
Çok uzun zamandır yapmak istediğim buğday, arpa ve yeşil mercimek karışımı bir çorba vardı. Buğday bulunuyor da maalesef arpayı her markette bulamıyorum. City Farm'dan 1'er paket dövülmüş buğday, ayıklanmış arpa ve yeşil mercimek aldım.
(Özellikle çocukları olan annelere de bu çorbayı öneririm. Kuzu ya da dana kemiklerini bir gün önceden haşlayıp, suyunu 1 gece buzdolabında bekletip, ertesi gün üstte biriken yağları ayırıp atıyorsunuz. Kalan suya yine 1 gün önceden ıslatılmış arpa, buğday ve yeşil mercimekleri ilave edip pişiriyorsunuz. Azıcık limon suyu ve tuz. En son tereyağı ve naneyi ocakta çevirip çorbaya ilave ediyorsunuz. Arpa son derece besleyici bir ürün. Gelişmekte olan çocuklar için çok yararlı olmakla birlikte, bizler için de son derece lezzetli bir çorba oluyor.)
Biliyorsunuz Sabancı Ömür adı altında yeni bir tavuk çıkarmaya başladı. Özellikle Doğa Çiftliği Çiftlik Piliçlerini mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. SASSO olarak bilinen Fransız kökenli özel bir ırkın piliçleri bunlar. Tamamen doğal ortamda ve doğal besinlerle beslenen çok lezzetli bir ürün. Son zamanlarda sık sık pişiriyoruz. Ben bütün pilicin içine bol miktarda sarımsak koyuyorum. Dışını da zeytinyağı, limon, sarımsak ve karabiber karışımı ile iyice ovup toprak kapta, kapağı kapalı olarak 150 derece fırında (yani az ısıda) 1,5 - 2 saat pişirip son 15 dakikasında kapağını açıp üzerini kızartıyorum. Nefis oluyor.
Cuma akşamı son derece lezzetli bir sofra hazırladım anneme. Tavuğun yanında pilav iyi giderdi ama malum önümüz yaz, yemeyelim dedik.
Cumartesi pazar günümüz ya... Ben onca işin arasında pazara mutlaka gitmeyi kafama koymuşum. Atladık gittik annemle. Taze fasulyeler çıtır çıtırdı. Ardından yine haftalık enginarımız, domatesimiz, salatalığımız torbalara dolduruldu. Bir koca demet de sarımsak aldım.
Posted by Picasa
Çok tüketilir bizde sarımsak. Biliyorsunuz doğal antibiyotik. Yemeklere mutlaka koyuyorum şifa niyetine.

Enginarlar pişmeye hazır...


Pazar alışverişi ardından yufkacımıza uğrayıp, incecik yufkalardan aldım. Sevgili Safran'ın yumurtalı gözlemelerinden yapılacaklar. (Safran'cım anneme yapmak kısmet olmadı maalesef)
Cumartesi annemi yolcu ettim. Bu arada ananemi, teyzemi, kayıvalidemi ve kayınpederimi de ziyaret ederek küçük bir İstanbul turu attım ama değdi. Onları da ihmal etmemek gerek. Hepsi çok mutlu oldular. Günün akşamı TV karşısında minnoşum Samantha ile uyuya kalmışız.
Hanife Teyzesi çok istemişti. Ben de Samantha'nın resmini bir koyayım dedim.

16 Nisan 2006 Pazar

Zeytinli Ekmek

Bugün yan komşumuz Aysel Teyze torunları için kızarttığı puf böreklerinden bir tabak da bize verdi. Nasıl nefis yapmış börekleri sağolsun. Anında tüketildi tabii...
Hani adettendir bilirsiniz tabak boş verilmez. Ben de kolları sıvayıp ne zamandır yapmak istediğim zeytinli ekmeği pişirdim. Ekmekler fırından çıkar çıkmaz dumanı üstünde Aysel Teyze’nin tabağını doldurdular..

Malzemeler

500 gr un (Ben 250gr kepekli un ve 250 gr beyaz un karışımı kullandım)
20gr yaş maya
1 çay kaşığı tuz
250ml su
2-3 çorba kaşığı çiçek yağı
150gr. zeytin ezmesi
1 bardak çekirdeği çıkarılmış siyah zeytin

Yapılışı

Unu bir kaba eleyin ve ortasını açın. Yaş mayayı ılık su ile ezip, yağ, tuz, zeytin ezmesi ve su ile birlikte una ilave edin ve yoğurun. Üzerine nemli bir bez örterek mayalanması için 20-30 dakika kadar dinlenmeye bırakın.

Kabaran hamuru biraz daha yoğurup zeytinleri ilave edin. Hamuru 8 parçaya bölüp, istediğniz şekli vererek yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine aralıklı olarak dizin. Üzerine süt ve çörek otu serpip, 220C’de ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirin. Afiyet olsun. Posted by Picasa

Pazar Keyfi...

Cumartesi yorgunluğu sonrasında Pazar günü sıcacık ve günlük güneşlik bir bahar sabahına uyandık. Uzun bir Pazar kahvaltısı sonrasında gazetemiz ve kahvelerimizi alıp senenin ilk bahçe sezonunu açtık. Bahçede çimler minik minik kendilerini gösteriyorlar. Çiçekler rengarenk açtı.
Posted by PicasaKoca bir kışa göğüs geren biberiyemiz bahar güneşinin altında taptaze. Posted by Picasa
Posted by Picasa

Zor işler bunlar...

Geçtiğimiz hafta Esma’mız böbrek rahatsızlığının devam etmesi nedeniyle artık gelemeyeceğini bildirdi. Bakmayın böyle sıradan bir olaymış gibi yazdığıma. İlk duyduğumda başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Esma benim elim ayağım. Artık bizim evin ilmini almış, Hem yardımcımız, hem ablamız. Hastaysam 1 tencere çorba yapıp gönderen, çok seviyorum diye her hafta etli lahana dolması saran eşsiz insan o. Hayatımızın bu kadar içine girmişken artık gelemeyeceğini söylediği anda kelimeler havada asılı kaldı adeta. Hani insanın nutku tutulur ya... Bende tam anlamıyla öyle oldu. Bir yandan onun için üzülürken bir yandan da “ne yapacağım ben şimdi” diye paniğe kapıldım.
İnsan en çok alıştığı, kanıksadığı şeyleri ya da insanları yitirdiğinde paniğe, endişeye ya da korkuya kapılıyor. Aslında her yeni başlangıcın hayata kattığı ayrı bir değer var. Ben de ilk paniği atlattığımda “her işte bir hayır vardır” diyerek, kollları sıvadım. Uzun lafın kısası bir kaç ilginç(!!!) görüşmeden sonra yeni bir bayan ile anlaştık. Cumartesi günümü “Sedef”e ayırıp biraz pratik yaptık. Günün sonunda artık elim kalkamayacak kadar yorgun düşmüştüm...