Pazartesi, Mart 16, 2009

Soğuk Hava, Sıcak Ev, TV'de Ben!

Baharın başladığı, cemrelerin düştüğü bu günlerde "Kocakarı Soğukları" da kendini gösterdi. Soğuk ve yağmurlu bu günlere arabamızla ilgili problemler de eklenince son bir iki haftadır pek evden çıkamadık. Arda da ben de zaman zaman biraz sıkıldık ama gelen giden arkadaşlar sayesinde çok keyifli zamanlar da geçirdik.
Bir arkadaşımla program yaparken çoğunlukla kahvaltı saatlerini tercih ediyorum. Çünkü kahvaltı sofralarında sohbet bir başka keyifli oluyor. Bir yandan ocakta çay demleniyor, pişen ekmeğin, böreğin çöreğin kokusu evi sarmalıyor. Sofrayla mutfak arasında gidip gelmeler, boşalan dolan çaylar derken vakit nasıl geçiyor anlaşılmıyor. Tabii hal böyle olunca havanın nasıl olduğu kimsenin umurunda olmuyor.
Bu arada Kanal 1'de Emine Beder ile birlikte katıldığım Ağız Tadı programı 5 Mart Perşembe günü yayınlandı. Arkadaşım Solin ile birlikte yukarıda resmini gördüğünüz son derece mütevazi kahvaltı soframızda programı seyrettik. Ekranda kendimi bir yabancıyı seyrediyor gibi seyrettim. İnanın ekrandaki halim bana hiç mi hiç benzemiyordu:-)
Kameralar karşısında yemek pişirmek değişik, hoş bir tecrübe oldu. Herşey bir yana Emine Hanım gibi altın kalpli bir insanla tanışmak çok güzeldi. Sevgilerimle, Pınar

Etiketler:

Pazartesi, Mart 02, 2009

Sebze Dolması


Eminim sebze dolmasını sizler de çok güzel yapıyorsunuz. İçine başta nane olmak üzere çeşitli baharatlar, tereyağ ve daha pek çok değişik malzeme koyuyor olabilirsiniz. Ben son zamanlarda özellikle sebze yemeklerimi sadeleştirmeye başladım. Bunda hem değişen damak tadımızın hem de bu yemekleri Arda ile paylaşıyor olmamızın etkisi var sanırım.
Yemeklerin sadeleştikçe asıl lezzetlerini daha iyi sunduklarına inanıyorum. Sizlere de denemenizi öneririm.

Malzemeler

250 gr dana döş kıyma
1 orta boy soğan
Yarım bardak pirinç
1 demet maydanoz
Tuz, karabiber
5-6 orta boy domates
4 adet kabak
2 adet patlıcan
Sosu için: 1 tatlı kaşığı salça, 2 bardak sıcak su

Yapılışı

Tüm sebzeleri iyice yıkayalım. İlk olarak domateslerin tepelerini kapak gibi keselim ve içlerini derince bir kasenin içinde oyalım. Domateslerin suları ve çekirdekli kısımları bu kasede biriksin. Biriken iri parçaları ince ince kıyalım. Kaseye kıymayı, rendelediğimiz soğanı, yıkadığımız pirinçleri, kıyılmış maydanozu, tuz ve karabiberi ilave edip iyice karıştıralım.
Kabakların kabuklarını kazıyıp ortadan ikiye bölelim. Herbir parçanın içlerini güzelce oyalım. (Artan bu içleri mücver yaparak değerlendirebilirsiniz) Patlıcanların kabuklarını soymadan ikiye bölüp içlerini oyalım.
Patlıcan, kabak ve domateslerin içlerini kıymalı harç ile doldurup genişçe bir tencereye dizelim. İç malzemeyi çok sıkı sıkı ve dolu dolu koymamaya özen göstermeliyiz. Aksi takdirde pişince şişen pirinçler dolmanın lezzetini bozacaktır.
1 tatlı kaşığı salçayı 2 bardak sıcak suda eritip dolmaların üzerine dökelim. Dolmaları önce harlı ateşte kaynayana kadar tutup daha sonra iyice pişene kadar kısık ateşte pişirelim. Afiyet olsun. Pınar

Etiketler: ,

Pazartesi, Şubat 23, 2009

Suskun Mutfak

Ne zamandır Küçük Evin Mutfağı'ndan haber alamıyorsunuz biliyorum. Sakın tembellik ettiğimi sanmayın. Ancak kışın kasvetli havası bizim mutfağa da çöktü sanki son bir kaç haftadır. Çok mutfağa giresim yok. Can istemediğinde yemeklerde de pek tad tuz olmuyormuş, bunu net olarak gördüm. Ben bu dönemleri ara ara yaşarım. Bir dönem sonra şeytanın bacağı kırılır, mutfak yine eski günlerine döner. Bizim şenlikli mutfağımıza kavuşmamız da yakındır anlayacağınız.
Arda 1 yaşına girdiğinden beri yavaş yavaş bizim yediğimiz yemeklere alışmaya çalışıyor. Biz yemeklerimizi onun için biraz daha sadeleştirdik. Doğal olmayan hiçbir şey yemeğe girmez oldu. Örneğin ara sıra kullandığım etsuyu veya tavuk suyu tabletlerden nerdeyse tamamen vazgeçtik. Fazla baharat ve yağ kullanmamaya da özen gösteriyorum. Mutlaka 15 günde bir pazara gidiyor, taze sebze ve meyve alıyorum. Aslında Arda doğmadan önce çalıştığım günlerde bile hafta sonları kurulan pazara gider, mutlaka sebze meyvelerimi taze taze alırdım. Market ürünlerine nedense hiç içim ısınmadı.
Evde her hafta tavuk ve dana kemiği haşlanıyor artık. Sularını 1 gece dolapta bekletiyor, ertesi gün üstünde biriken fazla yağlarını alıyor ve Arda'nın çorbalarında kullanıyorum. Derin dondurucumda bu sayede mutlaka tavuk veya et suyu bulunuyor artık.
Bu satırları yazarken son zamanlarda ne pişirdim mutfakta kayda değer diye düşünüyorum bir yandan. Tadı damağımızda kalan etli bulgur pilavı ve tavuklu nohutun tariflerini mutlaka sizinle paylaşmalıyım mesela. Kış günleri için ikisi de harika seçenekler. Geçen hafta gelen misafirlerime tiramisu yapmıştım. Hem kolay hem de tadına doyum olmayan bir tatlı. Bir de havuçlu kek pişirdim. Bol tarçınlı yumuşacık güzel bir çay saati alternatifi. Ahh ah neden çekmedim bu yemeklerin fotoğraflarını. Söz, bir sonraki ilk denememde bu tarifler sizlerin de elinde olacak. Biliyorsunuz denemediğim ya da güzel bulmadığım hiçbir yemeğin tarifini bu sayfalara koymuyorum.
Bu arada bir haberim var. Hafta içi hergün saat 11.00'de Emine Beder'in Kanal 1'de "Ağız Tadı" adında bir yemek programı oluyor. Fırsatım oldukça takip etmeye çalışıyorum. Emine Hanım her gün değişik bir konuğu ile yemek yapıyor. Program hoşuma gittiği için programa katılmak istemiş, başvuruda bulunmuştum. Programın yapımcıları bugün aradılar. Bu Cuma yapılacak çekimlere davet ettiler. Ne zaman yayınlanacağı belli olunca size de haber vereceğim. Emine Hanım ile yemek pişirmek eminim çok keyifli olacak.
Şimdi mutfaktan pişmekte olan sebze dolmasının kokusu geliyor. Gidip bir bakayım ne durumda. Sonrasında sizlere de bu dolmanın tarifini vereceğim. Görüşmek üzere, Pınar

Etiketler:

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Mutfakta Neler Oluyor???


Bu Pazar havanın soğuk ve kapalı olmasının da etkisiyle dışarı çıkmadan geçirdik. Böyle günlerde çoğunlukla olduğu gibi kendimi mutfakta buldum tabii.

Küçük Evin Mutfağı'nda fırın, ocak, ekmek makinası, yoğurt makinası çalışırken fark ettim ki tüm bu uğraşlar bizim Küçük Adamımız için. Düdüklüde Arda için yapılacak bir sonraki çorbada kullanmak üzere dana kemikleri haşlanıyor, öndeki tencerede ise sebze çorbası ılınıyor.











Yoğurt makinasında yoğurdu mayalanıyor. Ekmek makinasında ise ekmeği pişiyor.






Bu arada Küçük Adam uyurken acilen baba ve anne için fırına bir kek sürülüveriyor. Kekin yanına birer kahve yapılıp Arda uyanmadan karşılıklı keyif yapıyoruz. Sonrası malum... Arda Bey uyanıyorlar ve dünya yine onun etrafında dönmeye başlıyor. Pınar

Etiketler:

Aşure Zamanı

Geçen hafta başı Küçük Evin Mutfağı'nda bir kez daha aşure yapmak kısmet oldu. Bundan 2 sene önce aşure pişirirken verdiğim tarifi kullandım yine. Ancak bu sene çok daha fazla şeker kullanmam gerekti. Sanırım şekerin yoğunluğu markasına göre değişiyor.
Aşurenin sıcakken bol şekerli olmasına aldırış etmeyin. Soğudukça ve buzdolabında bekledikçe şeker yoğunluğu azalıyor.
Dualarımı okuyup, bereket diledikten sonra aşurelerimi kaselere paylaştırdım ve eşe-dosta, komşulara dağıttım.
Hepinize bereketli bir yıl diliyorum. Sevgiler, Pınar

Bu yazıya bir ek:
Aşureden ve bereketten konu açılmışken arkadaşım Solin'in geçen gün gönderdiği bir hikayeyi de bu satırlara eklemek istedim. Benim çok hoşuma gitti. Umarım sizler de beğenirsiniz. Bencilliğin alıp başını gittiği bu devirde bence çok anlamlı bir hikaye...

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim... Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya.
Halil bir teklif yapmış: "İbrahim kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle." "Peki abi" demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye...
O gidince, düşünmüş İbrahim: "Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine". Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş. "Haydi İbrahim" demiş, "önce sen doldur da taşı ambara". "Peki abi". İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşmüş yola. O gidince, Halil düşünmüş bu defa. Demiş ki: "Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp para biriktirecek. Ev kurup evlenecek". Böyle düşünerek kendi payından atmış onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak Teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki... Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe... Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı "Halil İbrahim Bereketi"dir.

Etiketler: ,