4 Nisan 2006 Salı

Zamanın Durduğu Yer: Tire


Geçtiğimiz Salı sabahı erkenden Tire Pazarı'na gitmek için uyandık. Şirince'de gün, horoz sesleri ve doğan güneşin hafif serin ve buğulu ışıklarıyla taptaze başlamıştı bile. Kahvaltı etmeye vaktimiz olmadığından Selçuk'a inip Çakabey fırınına uğramaya karar verdik.
Şirince'den Tire yaklaşık 45 km. 1 saatten kısa bir süre sürüyor. Tire'ye geldiğimizde herhalde biraz erkenciydik ki daha pazar yeni kuruluyordu. Arabayı pazar yakınına park edip, Selçuk'taki Çakabey fırınının meşhur Ispanaklı börekleriyle kahvaltı yapmak üzere tipik bir köy kahvesine oturduk. Bu arada Tire'deki gündelik hayatın nasıl başladığına tanık oluyorduk. Pazar alışverişine gelen hanımlar arabalarıyla hızlı adımlarla ilerliyor, erkekler selamlaşıp hal hatır soruyorlar, dükkanların kepenkleri bir bir açılmaya başlıyor. Hava serin, hatta soğuk. Tanrım, İstanbul'daki hayatımızdan o kadar başka, o kadar tabi ki... Çaylar güzel demlenmiş, küçük cam bardaklarla servis yapılıyor. Börekler enfes.

1 hafta önceden "sihirlitur.com"da Tire ile ilgili yazılanları okuyup notlar almıştım. Bir bölüm o kadar güzel özetliyor ki Tire'yi;

"Salı günleri kurulan pazarda geleneksel Osmanlı kültürünü yaşatan izler görülüyor. Çarşının dükkanlarında semer yapanlar, keçeciler, ipçiler, urgancılar, saraçlar, yorgancılar, nalıncılar, yularcılar, hasırcılar dün nasılsa bugün de aynı heyecanla el sanatlarını sürdürüyorlar. Küçücük dükkanlarında kömür ütüsü kullanan terziler, henüz kuaför olmamış mütevazı berberler, marketleşmemiş bakkal kokan bakkallar yıllar öncesinden kalmış asılı tabelaları altında çalışıyorlar. Sokakların sessizliği, evler, cumbalar, çıkmalar, kapı ve pencereleri ile Tirede zamanın durduğu hissine kapılmanıza neden oluyor. "

Pazara henüz başlamadan öncelikle Tire'nin meşhur Cön Ailesi'nin keçe dükkanını ziyaret ediyoruz. Dükkan daha yeni açılıyor. Hemen buyur ediliyoruz. Tijen'in bahsettiği keçe terlikler tezgahta renk renk. ..... Bey (ismini hatırlayamadım:-() bize Başbakan'ın eşine gönderdikleri şalların birer örneklerini gösteriyor. "Daha yeni bir sipariş daha aldık köşkten" diyor. Kısa bir gösteri yapıyor bize, keçenin nasıl yapıldığına dair. "Gelen turistlere gösteriyoruz da, taaa İstanbul'dan gelen sizlere mi göstermiyeceğim" diyor.
Keçe dükkanının hemen yanında antika eşyalar satan başka bir dükkanı ziyaret ediyoruz. Dükkan sahibi aslen Tire'li değilmiş ama Tire'yi çok seviyor anlata anlata bitiremiyor. Hemen karadut çayları geliyor önümüze. Yine o küçücük cam çay bardaklarında. Ben çaya falan değil tamamen dükkandaki küçük objelere, antika el işlerine dalmışım tabii ki. Bir yandan da aklım pazarda.

İpçiler, urgancılar, semerciler, nalıncılar hepsi Tire çarşısında aynen Sihirli Tur'da yazdığı gibi başka bir boyutta hissettiriyor insanı. Sanki zaman bir yerlerde durmuş gibi hakikaten.

İşte pazara başlıyoruz. Çeşit çeşit otlar tezgahlarda. Köylü kadınlar otların başında. Güneşin kavurduğu yüzler. Ben başlıyorum sormaya. Bu ne otu, nasıl pişiriyorsunuz vs. diye. Canla başla anlatıyorlar. 'Al' diye tutturmuyorlar. Ben Tijen'in kitabında okuduğum tilkişenlerden almaya karar veriyorum. Biraz turp otu, biraz ısırgan derken ellerimiz torbalarla doluyor.
Peynirlerin satıldığı çarşıyı soruyoruz. Ahh hep Tijen diyorum ama ne yapayım. O daha yeni döndü buralardan. Mutfakta Zen'de yazmış, ben de not almışım. Çamur peyniri varmış Tire'nin. Almam, tatmam lazım. Bir de tulum peyniri var ki... O da ayrı bir lezzet. Keçi derisinde yapıyorlarmış. Hem eve, hem de kayınpedere alıyoruz. O da sever tulum peynirini. E tabii bir de tereyağ. Has mı has. Artık kesinlikle margarin kullanmıyorum evde. Çok gerektiğinde margarin yerine daha az miktarda tereyağ kullanıyorum. Ancak bu aldığımız yağ biraz aromatik. Yani kokusu daha farklı alışageldiğimiz markaların tereyağlarından. Çorbalara, pilava, omlete falan güzel oluyor da kek, börek için biraz yoğun olabilir.
(Not. Bu arada dün yaptığım şehriye çorbasına nane ve kırmızı biber ile çeviridiğim bu yağdan koydum. Nefis oldu. İlk fırsatta tarifini yazacağım)
Ardından Tire Pazarı'nın Tahtakale Çarşısı denen bölümüne gidiyoruz. İğne oyaları iplere dizilmiş. Hayran kalıyorum. Fiyatlar biraz yüksek tabii el emeği göz nuru. Tahta kaşıklar, havanlar, oklavalar vs. satılıyor başka bir tezgahta. Bir kaç kaşık alıyoruz kendimize. Bir de Esma'ya (Esma bizim evimizin ablası, yardımcısı herşeyi) havan, nihale vs. birşeyler alıyorum. Ellerimiz iyice dolup taşıyor ve biz arabaya zor zar gidiyoruz. Bir sonraki durak Kaplan Dağ'ı.
(Yarın da Kaplan Dağı'nı ve Rafet Amca'yı yazacağım)

3 yorum:

Mutfakta Zen dedi ki...

ne iyi etmissiniz gitmekle tire'ye.
adini hatirlayamadigin fotograftaki arkadas arif cön.
tire'de zaman gerçekten durmus gibi. bana da çok iyi gelir orasi. çamur peynirini sevdin mi?
tijen

Küçük Evin Mutfağı dedi ki...

Hiç yapmadığımız birşeydi aslında açıktan peynir almak. Ama Tire pazarında İstanbul'dakinden çok daha temiz, soğuk dolaplar içinde satılan peynirleri görünce dayanamadık. İyi ki öğrenmişiz çamur peynirini senden . Aslında benden çok eşim bayıldı. Çakabey Fırını'ndan aldığımız ekmeklere kızartıp kızartıp sürdü. Ben de içine zeytinyağı, biraz limon, toz kırmızı biber ve dereotu ilave edip kahvaltıya gelen arkadaşlara ikram ettim. Onların da çok hoşuna gitti.

Adsız dedi ki...

babam tireye giderdi geri döndüğünde 2 çuval otla gelirdi:)
yeşillkleri meşhurdur oranın efese selçuğa gidenelere mutlaka tavsiye ederim