6 Nisan 2006 Perşembe

Kaplan Dağı ve Rafet Amca'nın Kulübesi

Yazmak insana iyi geliyor. Rahatlatıyor. Yazarken sanki sizler karşımda oturuyormuşsunuz da beni dinliyormuşsunuz gibi hissediyorum. Aklımdan geçenleri yazıya dökerken düşüncelerimin hızına yetişmek için parmaklarım klavyede tıkır tıkır çalışıyor.

Dün işyerinde sistemler çöktü. Tam işlerimi toparlayıp blogumla ilgilenecek zamanlarımda öylece kalakaldım. Akşam eve döndüğümde de bahçeyle ilgilendim. Malum bahçemiz ekildi. Artık sulama zamanı da geldi. Bebek çimler çıkana kadar bahçemizi bizzat ben sulamaya kararlıyım. Zira geçen sene İsmail Amca (Mahallemizin ton ton bahçıvanı) sağolsun bahçeye o kadar su verdi ki en sonunda toprak yosun tuttu:-))) Bu kış da çok yağışlı geçtiğinden bahçe falan kalmadı bizim buralarda. Her neyse, kısacası dün bir türlü fırsat olmadı yazmaya ama Ege seyahatimizin son durağı Tire'nin Kaplan Dağı'nı özellikle yazmak istiyorum. Bir gün yolunuz oralara düşerse mutlaka uğrayın. Oraların havasını siz de koklayın.

Kaplan Dağı'na Tire'den 1,5km sonra ulaşıyorsunuz. Doğanın ihtişamını anlatmak zor. Tepeye vardığınızda tabelalar sizi meşhur "Kaplan Dağ Restaurant"a yönlendiriyor.
Arabayı restaurantın önüne park ediyoruz ve biraz yürüyüp bu muhteşem doğayı seyre koyuluyoruz. Yamaçlar ağaçlarla kaplı, baharın getirdiği renk cümbüşü içinde. Kuş sesleri sessizlikte yankılanıyor. Restaurant'ın sahiplendiği 2 küçük köpek koşturuyor peşimizden.


Kaplan Dağı'na geldiğinizde restaurantın hemen solunda küçük, gösterişsiz, ahşap bir kulübe göreceksiniz. İşte bu kulübe "bitki bilimci" Rafet Amca'nın kulübesi.

Rafet Amca bitkilerin sırrını çözmüş, ilmini almış bir köylü. Kulübesindeki raflarda bitkilerden yapılmış şişe şişe ilaçlar, sular ve kurutulmuş otlar yer alıyor. Sakin sakin anlatıyor bir kaç anısını. Maalesef kendisinden sonra gelen nesiller ilgilenmemişler bu işle. Bütün bildikleri kendisiyle birlikte yaşayacak ancak. Çok acı tabii... Pek çok değerimizi böyle zamanla kaybediyoruz. Üzülmemek içten değil.

Rafet Amca'dan 2 şişe kantoron yağı, 1 şişe ceviz tentürü, 1 şişe İsveç Şurubu ve 1 torba da oğul otu alıyoruz. Kantoron yağları ve ceviz tentürü eşim için. Kantoron yağı mide ülseri ve reflünün tedavisinde kullanılıyor. "2 şişe senin işini görür" diyor Rafet Amca. Ceviz tentürü de kolestrol için. İsveç Şurubu ise her derde deva sanki. Yanıklar, burkulmalar, böcek sokmaları, uçuklar ve daha neler neler... Oğul otu hem sakinleştirici hem de rahat bir uyku için. Uyku sorunu olan ananeme. Rafet Amca'dan alacaklarımız alıp methini çok duyduğumuz Kaplan Dağ Restaurant'a giriyoruz. Ege'nin çeşit çeşit otlarıyla yapılmış enfes yemeklerden tadıp İstanbul'a dönmek üzere yola koyuluyoruz.

2 yorum:

Mutfakta Zen dedi ki...

rafet amca'ydı tabii! ben emin olamayıp mehmet amca dedim herhalde. ne tonton adam ama!
ben de ondan son kalan iki paket köfter'i almistim.
kantaron yaniklara da birebirdir aklinda olsun. mutfak kazalarinda da..
tijen

Küçük Evin Mutfağı dedi ki...

Rafet Amca'nın kartını da almıştık. Blog'a koyacağım. İlgilenen olursa istenilen yere istenilen bitki ilacını kargo ile gönderiyormuş.