15 Ocak 2013 Salı

Hani Alıp Başımı Gidiyorum Demişti ya... Gerçekten Yaptı...


Sevgili Dostlar;

Hayallerini, sevinçlerini, duygularını Küçük Evin Mutfağı vasıtasıyla sizlerle paylaşan Pınar maalesef aramızdan ayrıldı.
Ekim başlarında "Alıp Başımı Gidiyorum" diye yazmıştı sizlere, son bir tatil kaçamağına giderken, o başlığın altını doldurdu gerçekten.
Aramızdan ayrılmak içinde Doğum Gününü seçti.
Aslında tamda o zamanlarda Küçük Evin Mutfağını biraz dah büyük bir mutfağa, yeni bir eve taşınma aşamasında ayrıldı aramızdan.

Eminimki yeni mutfaktan sizlerle çok daha fazla şey paylaşacaktı ama olmadı.
Ayrılmayıp bizlerle kalsa hayat onun için eskisi kadar keyifli, rahat olmayacak gibi görünüyordu.
Eşi olarak ben, küçük oğlumuz Arda vetatlı cadı kedimiz Samantha, onun daha iyi, daha huzurlu olacağına inanarak, onun bu zamansız gidişine alışmaya çalışıyoruz.

Hiçbir zaman onun paylaşımları gibi olmayacaktır ama ben burayı canlı tutabilmek adına, elimden geldiğince, onun sevdiği, seveceğini bildiğim, düşündüğüm şeyleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Şimdi elden gelen tekşey, onun yattığı yeri, o çok sevdiği çiçeklerle donatıp, hatırasını canlı tutmak...

Maalesef daha fazlası olmuyor, olamıyor.

Bülent



15 Ekim 2012 Pazartesi

Çok Güzel Bir Bahar Sabahından Herkese Kocaman Merhaba!!!



Herhalde bugün baharın en güzel, en büyülü en huzur verici günü olsa gerek. Şimdi mutfak balkonumda cam kenarında oturuyorum. Bahçe ve ağaçlar inanılmaz bir renk cümbüşü içinde. Kuşlar cıvıldıyor. Ara ara ılık bir esinti var. Semoş bir içeride bir bahçede. Şimdi bir eskici geçiyor sokaktan:-) Bu mevsimde güneşin ışıkları artık biraz eğik geliyor. Güneşin ağaçların arasındaki dansını izlemek bile keyif veriyor insana. Şimdi hemen bir kahve koymalıyım kendime ve yazıma öyle devam etmeliyim... Hemen geliyorum.

Evde geçen bir hafta sonu ardından bu hava tüm sıkıntıları aldı götürdü bir anda. Evde olunca tabii mutfakta da olunuyor haliyle. Resimlerin kusuruna bakmazsanız size iki tarif vereceğim.

Birincisi "Patatesli Omlet". Hepimiz biliriz aslında patatesli omlet yapmayı ama bu sefer ben köydeki Şükran'ın çocuklarına yaptığı şekilde denedim bu bildik tarifi. İnanın nefis oldu.
Önce patatesleri rendeledim. Tavaya biraz çiçek yağı biraz da sadece lezzet ve koku versin diye tereyağı ilave ettim. Kaşığın ucuyla... Rendelenmiş patatesi tavaya yaydım, spatula ile sıkı sıkı bastırdım. Harlı ateşte önce bir tarafını sonra diğer tarafını nar gibi kızarttım. Yumurtaları çırptım. Tuz, pul biber ilave ettim. Patateslerin üzerine döktüm. Tavaya bir kapak uydurdum. 3-5 dakika kapağı kapalı olarak pişirdim. Baktım üzerindeki yumurta pişmiyor. Yine spatula ile dikkatlice ters yüz ettim ve yine kapağı kapattım. Bu sefer yumurta piştikçe kabardı. Sanki tavadan taşacak gibi oldu omlet. Üzerine ince kıyılmış maydonoz serpip servis yaptım. Yumurta ve altındaki çıtır patates ile tadı enfes olmuştu.


Pazar günü de biraz okuduğum kitabın da etkisiyle (kitapta kadın kekler kurabiyeler pişiriyor, yeni satın aldığı otel müşterilerine ikram ediyordu) "İki Renkli Kek" yapmaya karar verdim. Tarif kayınvalidemden. Klasik ev yapımı kek. Tarifi aynen veriyorum. Ben kek hamurunun kıvamı yoğun olduğundan önce 150 derecede pişirdim. Kabarınca 175 dereceye çıkardım fırının ısısını. Slikon büyükçe kek kalıbı kullandım. İyi ki öyle yapmışım. Kek bir hayli kabarıyor çünkü.

Malzemeler
4 yumurta
4 su bardağı un (elenmiş olmalı)
1 su bardağı süt
1 su bardağından bir parmak eksik çiçekyağ
1,5 su bardağı şeker
2 çorba kaşığı kakako
Vanilya & kabartma tozu

Yapılışı
Önce kısa süre şeker ve yumurtayı daha sonra diğer malzemeleri ekleyerek çok uzun süre olmayacak şekilde çırptım. Yağlanmış kek kalıbına malzemenin 2/3'ünü döktüm. Kalan karışıma 2 kaşık kakao ilave edip tekrar çırptım ve kabın ortasından gezdirdim ve çatalla hafifçe karıştırdım. Tam o çocukluğumuzun anne keki!  Afiyet olsun, Pınar

1 Ekim 2012 Pazartesi

Alıp Başımı Gidiyorum...

Yok aslında o kadar da dramatik bir durum değil. Yazın son sıcak günlerinden faydalanmak amacıyla oğlumla birlikte kısa bir Antalya kaçamağı yapacağız. Anlayacağınız önümüzdeki birkaç gün bizim mutfak kapalı olacak. Sevgiler, Pınar

Şimdi Nerede Olmak İsterdin?


İşte benim olmak istediğim yer. Şimdi kahvaltıda köyde olmak vardı...

 
Hava geceleri bir hayli serin olduğundan sabah çiğ damlacıkları karşılar seni terasta. Uyanır uyanmaz, hatta daha hafif uykuluyken ve nemli pijamalarınla koşarsın bahçeye doğru. Çünkü öyle temiz ve taze bir hava beklemektedir ki seni, önce bu havayı koklamalı, sonra koşa koşa bir hırka geçirmeli sırtına ve en son buz gibi ve bol kireçli (!) köy suyunu yüzüne çarpmalısın ayılmak için.

Güneş yeni yeni dağların arkasından kendini göstermeye başlamıştır. Hafif loş olur erken saatlerde bizim bahçe. Ağustos ayı itibariyle de gece gündüz sıcaklık farkı her yeri nemlendirir sabah saatlerinde. Güneş terasa varana kadar içini üşütür insanın bu serin ve nemli hava. Sonra güneş kendini göstermeye başlar ve değdiği dokunduğu heryeri ısıtır, sarıp sarmalar adeta.
Tek başına oturursun rahat şezlonglara. Ne kadar erken kalkarsan o kadar uzun sürer bu keyif. Karşı manzara seni içine çeker. Hiç birşey düşünemezsin bu manzara karşısında, mümkün değil. Herşey anlamsız ve küçücüktür bu mütevazi gösterişin önünde. Doğa seni kıskıvrak yakalamış, esir almıştır artık. Aval aval bakarsın karşıya doğru. Güneşten önce sessizlik hakimdir her yana. Büyülüdür sanki o saatler. Ne zamanki güneş kendini gösterir o zaman çaltı kuşları cıvıl cıvıl etrafında uçmaya başlarlar. İşte bu kalk borusudur. Eee zaten ev ahalisi de uyanmış gürültü, bağırış çağırış başlamıştır. Büyülü anlar geride kalmış, güzel ve basit bir kahvaltının tadını çıkarmaya gelmiştir sıra.

Herkese kocaman bol gülümsemeli bir günaydın! Sevgiler, Pınar

26 Eylül 2012 Çarşamba

"İç Pilav" Bu klasik tarif bana anneannemin sofralarını hatırlatıyor...

Şimdiye kadar hiç denemediğim aslında hepimizin bildiği bir tarifi denedim ilk defa. Evde tüm malzemeler vardı. Sadece tavuk ciğeri eksikti. Eşim sağolsun sabahın köründe işe gitmeden önce ne yaptı etti, buldu, aldı getirdi onu da. Tarifi Kasım 2005 Lezzet dergisinden aldım. Gerçekten çok güzel oldu. Ancak bir dahaki sefere yaptığımda çam fıstıklarını soğanı ve ciğerleri kavururken ilave etmeyi düşünüyorum. Onun dışında lezzet ve kıvam yerinde.

İç Pilav

Malzemeler

3 su bardağı baldo pirinç
200 gr kuzu ciğeri
3 çorba kaşığı kuşüzümü
3 çorba kaşığı dolmalık fıstık
4.5 su bardağı et suyu
1 çay kaşığı yenibahar
45 gr tereyağı
2 soğan
3 dal maydanoz
1 çay kaşığı karabiber
Tuz

Yapılışı

Pirinci tuzlu sıcak suda 30 dakika bekletin. Ciğeri tavla zarı şeklinde doğrayın. Soğanları soyup kıyın. Maydanozu temizleyip kıyın. Kuşüzümünün saplarını temizleyip yıkayın.
Tereyağını tencerede eritip  soğanı ve ciğeri kavurun.
Pirinci nişastası gidene kadar bol suyla yıkayıp süzün. Pembeleşen soğana ekleyip tuzla tatlandırın. Yüksek ateşte devamlı karıştırarak 10 dakika pişirin. Kuşüzümü, fıstık, et suyu, yenibahar ve karabiberi ekleyip su kaynayıncaya kadar pişirin. Kapağını kapatıp ocağı kısın ve pirinç suyunu çekene kadar pişirin. Ocaktan alıp üzerini kağıt havlu ile örtün ve 10 dakika dinlendirin. Maydanoz serpip servis yapın. Afiyet olsun, Pınar

23 Eylül 2012 Pazar

Dut Ağacımın Kuşları


Neden bilmem yazdığım yazıları blog sayfama girip tekrar tekrar okurum. Her okuduğumda bir başkasının gözünden değerlendirmeye çalışıyorum yazılarımı. Aşağıdaki yazıyı da bilmem kaçıncı kez okurken ve resme bakarken birşey hatırladım. Köyevi'nin mutfağının o küçük penceresinin tam karşısında bir dut ağacı var. Temmuz Ağustos aylarında dutlar olgunlaşmaya ve dökülmeye başlıyorlar. İşte o zaman şenlik başlıyor. Bizim oralarda yaşayan her çeşit kuş dut yemeğe buraya geliyor. Beni görmedikleri için rahat rahat dutları kursaklarına dolduruyorlar. Ben de hem mutfakta iş yapıyor, hem de onları seyrediyorum. Gördüğüm kuşları köylülere sorup tanımaya çalıştım. İşte benim penceremin kuşları:
Karatavuk, Sarı Kanarya, Ağaçkakan, Çaltı Kuşu, Puhu Kuşu, Köy Kuşu
Sevgiler, Pınar

21 Eylül 2012 Cuma

Yeniden merhaba...



Herşeyin bir zamanı var herhalde. Ne zamandır Küçük Evin Mutfağı'nı yeniden canlandırmak istiyordum ama bir türlü elim gitmiyordu nedense. Bir sürü bahaneler buluyordum geciktirmek için. Bir yandan da içim cız ediyordu, zira bu sayfalarda ciddi bir emek var. Denemediğim tarifi koymadım. Okumadığım kitabı yazmadım. Blog dizaynı, resimler, yazılar.... Bunlar benim emeklerim, hayatımın küçük kesitleri. Bu kadar boşlamak vicdanen de rahatsız ediyordu.
Ne oldu bilmiyorum ama içimde o kıvılcım yeniden ateşlendi. Küçük Evin Mutfağı ile ilgili harika fikirler var aklımda. "Blog tıkandı, kısır döngüye girdi" diye düşünürken şimdi pek çok yeni fikir beliriyor aklımda.
Hele bir de kışa giriyoruz ya... Hayal gücüm coşuyor. Çikolatalı kekler, yanında sıcak kahveler düşlüyorum. Ev yapımı likörler, turşular, reçellerle yapılan servisler, kurulan sofralar. Daha neler neler...
Hayatımızda Küçük Evin Mutfağı'nda daha önce paylaşmadığım bir gelişme de var aslında. Yıllardır hayalini kurduğum "köyevi"ne sahip olduk sonunda. Çanakkale Ayvacık'ta bir dağ köyünde kendi taş evimizi inşa ettik. Daha doğrusu eski ve virane bir köy evini yeniden canlandırdık. Artık sütümüzü yan komşudan, peynirimizi aşağı komşudan alıyor, yumurtaları folluktan topluyor, sabahın köründe horozun sesiyle uyanıyoruz. O kadar çok paylaşacak şey var ki... hangi birinden başlayacağımı bilemiyorum. Ama öğrendiğim birşey varsa o da şu; "İnsan hep hayallerinin peşinden koşmalı. Hiç vazgeçmemeli, umudunu yitirmemeli. Çünkü hayaller bir gün gerçek oluyor. İşte o zaman hayatın anlamını taaa içinizde hissediyorsunuz. "
Size köyden bir resimle, Köyün Mutfağı'ndan bir resimle merhaba diyorum. Dönmek çok güzel... Pınar

Küçük Evin Mutfağı'na Dönüş... Hem de nefis bir tarifle!


Tarçınlı Elmalı Kek

                   


Öncelikle şunu söylemeliyim.; Bu kitaptan denediğim tüm tarifler harika oluyor. Yani esas beceri bende değil Bayan Berry'de. Bu tarifin başına şöyle bir not koymuş Bayan Berry; "Bu öyle bir kek ki denediğiniz zaman sanki birinci sınıf bir coffee shop'tan alınmış izlenimi veriyor. Özellikle çocuğunuzun okul toplantılarında ya da yardım etkinliklerinde harika olur" demiş. Ben de kesinlikle katılıyor ve tarifi sizinle paylaşıyorum.

Malzemeler

225 gr eritilmiş tereyağı
225 gr kahverengi şeker
3 yumurta
100 gr iri parçalanmış ceviz
100 gr sarı üzüm
225 gr kekun
400 gr rendelenmiş elma (Ben grany smith cinsi elma kullanıyorum, şu yeşil hafif ekşi olanlardan)
1 çay kaşığı tarçın
Üstü için bir avuç kahverengi şeker ve bir avuç ceviz
Süslemek için pudra şekeri

Yapılışı

Fırınınızı 180 derecede ısıtın. 23 cm'lik kek kalıbınızı yağlayın ve tabanına kek kalıbınızın boyutuna göre kestiğiniz yağlı kağıdı koyun.

Tereyağını, şekeri, yumurtaları, ceviz, üzüm ve unu ölçüp bir karıştırma kabına alın ve hepsi iyice karışana kadar 2 dakika çırpın.  (Ben robotta çok hızlı olmayan bir programda karıştırdım. Ancak önce şekeri ve yumurtaları koyup diğer malzemeleri sonradan ilave ettim. Alışkanlık... Tarifte hepsini bir arada koyup karıştırıyor.)

Karışımın yarısını kek kalbınıza yayın. Üzerine rendelediğiniz elmaları ve tarçını ilave edin. Kalan kek karışımını elmaların üstüne yayıp bir avuç kahverengi şekeri ve arzu ettiğiniz miktar cevizi üzerine serpiştirin.

Önceden ısıttığınız fırında 1 saat 15 dakika ya da bir buçuk saatte üzeri parlak altınımsı kahverengi bir renk alana kadar pişirin. Soğuduktn sonra kek kalıbından çıkarın ve pudra şekeri ile süsleyip servis yapın. Afiyet olsun... Pınar

28 Nisan 2011 Perşembe

Küçük Adam

Bazı haftasonları bizim ufaklığı alıp ata binmeye götürüyoruz. İlk seferinden beri o kadar rahat ki atın üstünde... Sanki bu işi yıllardır yapıyormuş havasında.

21 Nisan 2011 Perşembe

Out of service!


Bizim ufaklığın bir kazası sonucu bilgisayarım 1 aya
yakın bir süredir serviste. Aslında benim de bir servise gitmem lazım zira feci öksürüyorum. Tüm kocakarı ilaçlarını deniyorum ama henüz önüne geçemedim. Artık halsiz düşüp biraz uyukladıktan sonra yanımda yatan Samantha'yı böyle görünce dayanamadım. Cepten resmini çekip Küçük Evin Mutfağı'na koymayı deniyorum. Bakalım başarabilecek miyim?
Pınar

24 Şubat 2011 Perşembe

Tarçınlı Un Kurabiyesi

Malzemeler
1 paket oda sıcaklığında margarin (Ben margarin kullanmadığım için 3/4 paket tereyağı kullandım)
1 çay bardağı sıvıyağ
2 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı pudra şekeri
4 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tarçın
Ceviz (İsteğe bağlı)

Yapılışı
Tüm malzemeleri derin bir kapta karıştırıp yoğurun. Kıvamlı yağlı bir hamur elde edeceksiniz. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp avucunuzda yuvarlayın ve üstünü hafifçe bastırın. (Ben biraz fazla bastırmışım. Siz çok yassıltmayın.) İsterseniz ortasına ceviz de koyabilirsiniz. 200 derece fırında hafifçe pembeleşene kadar pişirin. Afiyet olsun. Pınar

18 Şubat 2011 Cuma

En Son Ne Zaman Cicimama Yediniz?



Evde küçük bir çocuğunuz varsa ve bu ufaklık anne ve babasının aksine yemek konusunda son derece seçici ise ona birşeyler beğendirmek için uğraşıp duruyorsunuz. Onun sevdiği şeyleri bulup, pişirip, beğenisine sunmak aslında keyifli oluyor. Asıl ödül onun pişirdiğiniz şeyi beğenip takdir ettiği zamanlar. Nasıl bir haz tari'f edilemez.
Anneannem zaman zaman bayat ekmekleri yumurtaya bulayıp yağda kızartırdı. Biz buna  cicimama deriz. Bayıla bayıla yerdim. Ben de geçenlerde Arda için denedim. Maalesef bizimkine beğendiremedim. Kalan cicimamaları ben yemek zorunda kaldım:-) Şimdi ben bu yazıyı yazarken Arda yanımda oturuyor. Resmi gösterip "yer  misin sana cicimama yapayım mı?" diye soruyorum. "Yok sağol anne " diye cevap veriyor.-) Pınar

Posted by Picasa

16 Şubat 2011 Çarşamba

Mısır Şurubu Gerçeği


Son zamanlarda kamuoyunda sıkça tartışılan mısır şurubu ile ilgili bugün internette biraz araştırma yaptım. Zira konuyu televizyonda takip etme imkanı bulamamıştım.
Aşağıda verdiğim link Doğader'in konuyu kısaca özetleyen bir haberini içeriyor. İlgileniyorsanız siz de okuyun.
 Bazen özellikle misafir beklediğim veya Arda'nın doğum günü gibi özel günlerde evde oturup saatlerce hazırlık yaptığım zamanlarda  zaman zaman "niye evde uğraşıyorum ki? nasıl olsa herşeyin hazırı var, hem de gayet güzel" diye düşünmüyor değildim. Ama ne kadar iyi yapıyormuşum. İyi ki mutfağımı seviyor, iyi ki evde yapıyorum tatlıları, pastaları. Ne yediğimizin artık daha fazla farkında olmalıyız. Pınar

http://dogader.org/index.php/bilgi/562-misir-surubu-iceren-gidalar-kanser-yapiyor

15 Şubat 2011 Salı

Yeniden Merhaba!

İki seneye yakın bir aradan sonra Küçük Evin Mutfağı'nda yepyeni bir sayfa açıyorum. Oğlumuz Arda artık 3 yaşında. Okula başladı ve bu bana hergün bir yarım günlük müsait zaman sağlıyor. Bu boş zamanı biraz da blogumla paylaşarak değerlendirme fikri artık hayata geçmeye hazır.

Yazılarıma ara verdiğim dönemde biraz rutine giren tarif-yorum-cevap şeklini biraz değiştirmeye karar verdim.. Küçük Evin Mutfağı'nın bundan sonra sadece yemek tarifleri ağırlıklı değil, biraz daha fazla hayatla bağlantılı ve güncel olmasını planlıyorum. Bu sayede ben de kendimi daha güncel, daha aktif ve araştırmacı olmaya teşvik etmiş olacağım. Çünkü insan kendini daima geliştirmek istiyor. Bir noktada uzun zaman asılı kalmak bir süre sonra köreltiyor insanı. Malum hayat bir hayli zor zaten. Yaşamın içinde her zaman var olan keyifli anları kaçırmamak, hatta azıcık keyif almak için bile ekstra çaba sarf etmek durumdayız artık. Hayat zorsa biz de daha azimliyiz. Herşeye rağmen hayattan aldığımız büyük küçük hazlar bu azmi canlı tutuyor. Bunun tam tersi olan senaryo bardağın diğer boş olan tarafı.aslında  Ama ben bu sayfalarda dolu tarafına katkıda bulunmak için yazıyorum.

Küçük Evin Mutfağı'nın yeni bir yüzü var artık. Umarım bu yeni halini seversiniz.
Yukarıda gördüğünüz  resim ise köyümüze (!!! bu konudan yakında bahsedeceğim) giden yolda geçen sene çekildi. Bana geçen sonbaharda ailece yaşadığımız güzel günleri hatırlatıyor. Yeni bir başlangıç için bundan daha iyisini bulamazdım sanırım.

Hepinizi sevgiyle tekrar selamlıyorum. Tanrı'nın ışığı kalbinizde olsun. Sevgilerimle, Pınar

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Küçük Evin Mutfağı'nda biraz mola zamanı...

Küçük Evin Mutfağı'na yazdığım ilk günden beri bana ait bazı detaylara dikkat etmeye çalıştım. Örneğin verdiğim tüm tarifler mutlaka denenmiş ve beğeni kazanmış olmalıydı. Ölçüler önemliydi. Hatta pek çok tarifin ölçülerini göz kararı kullandığım için bu sayfalara geçiremediğim oldu.
Hayatımdan, zevklerimden gerçek fotoğraflar ve yazılar ekledim. Abartı ve özentiden kaçındım.
Tariflerimi deneyerek sofrasına benden birşeyler katanlar beni heyecanlandırdı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden aynı zevklere sahip dostlar edindim.
Oğlumun doğumu ile birlikte yazılarıma ilk günlerde olduğu kadar vakit ayırmak mümkün olamadı maalesef. Günlük rutin o kadar vaktimi alıyor ki kalan boş zamanlarımda "hiçbir şey yapmadan" koltuğuma uzanıp, kendime bir kahve yapıyor ve keyif yapıyorum. İhmal edilen bu sayfalar içimde bir yerde beni rahatsız etmiyor değil. Ancak hiçbir zaman bu sayfaları kapatmayı da düşünmedim.
Şu aralar rutin biraz önde. Yazılarımın seyrelmesinin en büyük nedeni de bu. Benzer yemekler pişiyor mutfakta. Çoğunlukla sebze yemekleri. Kıymalı olanlardan. Eeee Arda da yiyebilsin diye tabii. Hala mümkün olan her hafta pazara gidiyorum. Taze sebze meyve alıyor, pişiriyorum ama bunları sizler zaten biliyorsunuz. Küçük Evin Mutfağı bu sayfalarda kendini tekrar eden yazılarla dolmasın diye ben de bir süre yazılarıma ara vermeyi uygun gördüm.
Hayatım daimi bu rutin içinde geçmeyecek elbette. Ancak Arda daha çok küçük. Henüz 1.5 yaşında. Biliyorsunuz bu kadar küçük çocuklar rutini seviyorlar. Dolayısıyla biraz daha zamana ihtiyacımız var. Ancak hem yeni, hem keyifli, hem de heyecanlı bir dönüş bekliyor beni ve sizleri. O zamana kadar da biraz mola veriyorum. Tekrar görüşmek üzere.

Sevgiler,
Pınar

16 Mart 2009 Pazartesi

Soğuk Hava, Sıcak Ev, TV'de Ben!

Baharın başladığı, cemrelerin düştüğü bu günlerde "Kocakarı Soğukları" da kendini gösterdi. Soğuk ve yağmurlu bu günlere arabamızla ilgili problemler de eklenince son bir iki haftadır pek evden çıkamadık. Arda da ben de zaman zaman biraz sıkıldık ama gelen giden arkadaşlar sayesinde çok keyifli zamanlar da geçirdik.
Bir arkadaşımla program yaparken çoğunlukla kahvaltı saatlerini tercih ediyorum. Çünkü kahvaltı sofralarında sohbet bir başka keyifli oluyor. Bir yandan ocakta çay demleniyor, pişen ekmeğin, böreğin çöreğin kokusu evi sarmalıyor. Sofrayla mutfak arasında gidip gelmeler, boşalan dolan çaylar derken vakit nasıl geçiyor anlaşılmıyor. Tabii hal böyle olunca havanın nasıl olduğu kimsenin umurunda olmuyor.
Bu arada Kanal 1'de Emine Beder ile birlikte katıldığım Ağız Tadı programı 5 Mart Perşembe günü yayınlandı. Arkadaşım Solin ile birlikte yukarıda resmini gördüğünüz son derece mütevazi kahvaltı soframızda programı seyrettik. Ekranda kendimi bir yabancıyı seyrediyor gibi seyrettim. İnanın ekrandaki halim bana hiç mi hiç benzemiyordu:-)
Kameralar karşısında yemek pişirmek değişik, hoş bir tecrübe oldu. Herşey bir yana Emine Hanım gibi altın kalpli bir insanla tanışmak çok güzeldi. Sevgilerimle, Pınar

2 Mart 2009 Pazartesi

Sebze Dolması


Eminim sebze dolmasını sizler de çok güzel yapıyorsunuz. İçine başta nane olmak üzere çeşitli baharatlar, tereyağ ve daha pek çok değişik malzeme koyuyor olabilirsiniz. Ben son zamanlarda özellikle sebze yemeklerimi sadeleştirmeye başladım. Bunda hem değişen damak tadımızın hem de bu yemekleri Arda ile paylaşıyor olmamızın etkisi var sanırım.
Yemeklerin sadeleştikçe asıl lezzetlerini daha iyi sunduklarına inanıyorum. Sizlere de denemenizi öneririm.

Malzemeler

250 gr dana döş kıyma
1 orta boy soğan
Yarım bardak pirinç
1 demet maydanoz
Tuz, karabiber
5-6 orta boy domates
4 adet kabak
2 adet patlıcan
Sosu için: 1 tatlı kaşığı salça, 2 bardak sıcak su

Yapılışı

Tüm sebzeleri iyice yıkayalım. İlk olarak domateslerin tepelerini kapak gibi keselim ve içlerini derince bir kasenin içinde oyalım. Domateslerin suları ve çekirdekli kısımları bu kasede biriksin. Biriken iri parçaları ince ince kıyalım. Kaseye kıymayı, rendelediğimiz soğanı, yıkadığımız pirinçleri, kıyılmış maydanozu, tuz ve karabiberi ilave edip iyice karıştıralım.
Kabakların kabuklarını kazıyıp ortadan ikiye bölelim. Herbir parçanın içlerini güzelce oyalım. (Artan bu içleri mücver yaparak değerlendirebilirsiniz) Patlıcanların kabuklarını soymadan ikiye bölüp içlerini oyalım.
Patlıcan, kabak ve domateslerin içlerini kıymalı harç ile doldurup genişçe bir tencereye dizelim. İç malzemeyi çok sıkı sıkı ve dolu dolu koymamaya özen göstermeliyiz. Aksi takdirde pişince şişen pirinçler dolmanın lezzetini bozacaktır.
1 tatlı kaşığı salçayı 2 bardak sıcak suda eritip dolmaların üzerine dökelim. Dolmaları önce harlı ateşte kaynayana kadar tutup daha sonra iyice pişene kadar kısık ateşte pişirelim. Afiyet olsun. Pınar

23 Şubat 2009 Pazartesi

Suskun Mutfak

Ne zamandır Küçük Evin Mutfağı'ndan haber alamıyorsunuz biliyorum. Sakın tembellik ettiğimi sanmayın. Ancak kışın kasvetli havası bizim mutfağa da çöktü sanki son bir kaç haftadır. Çok mutfağa giresim yok. Can istemediğinde yemeklerde de pek tad tuz olmuyormuş, bunu net olarak gördüm. Ben bu dönemleri ara ara yaşarım. Bir dönem sonra şeytanın bacağı kırılır, mutfak yine eski günlerine döner. Bizim şenlikli mutfağımıza kavuşmamız da yakındır anlayacağınız.
Arda 1 yaşına girdiğinden beri yavaş yavaş bizim yediğimiz yemeklere alışmaya çalışıyor. Biz yemeklerimizi onun için biraz daha sadeleştirdik. Doğal olmayan hiçbir şey yemeğe girmez oldu. Örneğin ara sıra kullandığım etsuyu veya tavuk suyu tabletlerden nerdeyse tamamen vazgeçtik. Fazla baharat ve yağ kullanmamaya da özen gösteriyorum. Mutlaka 15 günde bir pazara gidiyor, taze sebze ve meyve alıyorum. Aslında Arda doğmadan önce çalıştığım günlerde bile hafta sonları kurulan pazara gider, mutlaka sebze meyvelerimi taze taze alırdım. Market ürünlerine nedense hiç içim ısınmadı.
Evde her hafta tavuk ve dana kemiği haşlanıyor artık. Sularını 1 gece dolapta bekletiyor, ertesi gün üstünde biriken fazla yağlarını alıyor ve Arda'nın çorbalarında kullanıyorum. Derin dondurucumda bu sayede mutlaka tavuk veya et suyu bulunuyor artık.
Bu satırları yazarken son zamanlarda ne pişirdim mutfakta kayda değer diye düşünüyorum bir yandan. Tadı damağımızda kalan etli bulgur pilavı ve tavuklu nohutun tariflerini mutlaka sizinle paylaşmalıyım mesela. Kış günleri için ikisi de harika seçenekler. Geçen hafta gelen misafirlerime tiramisu yapmıştım. Hem kolay hem de tadına doyum olmayan bir tatlı. Bir de havuçlu kek pişirdim. Bol tarçınlı yumuşacık güzel bir çay saati alternatifi. Ahh ah neden çekmedim bu yemeklerin fotoğraflarını. Söz, bir sonraki ilk denememde bu tarifler sizlerin de elinde olacak. Biliyorsunuz denemediğim ya da güzel bulmadığım hiçbir yemeğin tarifini bu sayfalara koymuyorum.
Bu arada bir haberim var. Hafta içi hergün saat 11.00'de Emine Beder'in Kanal 1'de "Ağız Tadı" adında bir yemek programı oluyor. Fırsatım oldukça takip etmeye çalışıyorum. Emine Hanım her gün değişik bir konuğu ile yemek yapıyor. Program hoşuma gittiği için programa katılmak istemiş, başvuruda bulunmuştum. Programın yapımcıları bugün aradılar. Bu Cuma yapılacak çekimlere davet ettiler. Ne zaman yayınlanacağı belli olunca size de haber vereceğim. Emine Hanım ile yemek pişirmek eminim çok keyifli olacak.
Şimdi mutfaktan pişmekte olan sebze dolmasının kokusu geliyor. Gidip bir bakayım ne durumda. Sonrasında sizlere de bu dolmanın tarifini vereceğim. Görüşmek üzere, Pınar

19 Ocak 2009 Pazartesi

Mutfakta Neler Oluyor???


Bu Pazar havanın soğuk ve kapalı olmasının da etkisiyle dışarı çıkmadan geçirdik. Böyle günlerde çoğunlukla olduğu gibi kendimi mutfakta buldum tabii.

Küçük Evin Mutfağı'nda fırın, ocak, ekmek makinası, yoğurt makinası çalışırken fark ettim ki tüm bu uğraşlar bizim Küçük Adamımız için. Düdüklüde Arda için yapılacak bir sonraki çorbada kullanmak üzere dana kemikleri haşlanıyor, öndeki tencerede ise sebze çorbası ılınıyor.











Yoğurt makinasında yoğurdu mayalanıyor. Ekmek makinasında ise ekmeği pişiyor.






Bu arada Küçük Adam uyurken acilen baba ve anne için fırına bir kek sürülüveriyor. Kekin yanına birer kahve yapılıp Arda uyanmadan karşılıklı keyif yapıyoruz. Sonrası malum... Arda Bey uyanıyorlar ve dünya yine onun etrafında dönmeye başlıyor. Pınar

Aşure Zamanı

Geçen hafta başı Küçük Evin Mutfağı'nda bir kez daha aşure yapmak kısmet oldu. Bundan 2 sene önce aşure pişirirken verdiğim tarifi kullandım yine. Ancak bu sene çok daha fazla şeker kullanmam gerekti. Sanırım şekerin yoğunluğu markasına göre değişiyor.
Aşurenin sıcakken bol şekerli olmasına aldırış etmeyin. Soğudukça ve buzdolabında bekledikçe şeker yoğunluğu azalıyor.
Dualarımı okuyup, bereket diledikten sonra aşurelerimi kaselere paylaştırdım ve eşe-dosta, komşulara dağıttım.
Hepinize bereketli bir yıl diliyorum. Sevgiler, Pınar

Bu yazıya bir ek:
Aşureden ve bereketten konu açılmışken arkadaşım Solin'in geçen gün gönderdiği bir hikayeyi de bu satırlara eklemek istedim. Benim çok hoşuma gitti. Umarım sizler de beğenirsiniz. Bencilliğin alıp başını gittiği bu devirde bence çok anlamlı bir hikaye...

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim... Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya.
Halil bir teklif yapmış: "İbrahim kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle." "Peki abi" demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye...
O gidince, düşünmüş İbrahim: "Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine". Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş. "Haydi İbrahim" demiş, "önce sen doldur da taşı ambara". "Peki abi". İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşmüş yola. O gidince, Halil düşünmüş bu defa. Demiş ki: "Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp para biriktirecek. Ev kurup evlenecek". Böyle düşünerek kendi payından atmış onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak Teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki... Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe... Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı "Halil İbrahim Bereketi"dir.